#Medyafranchise

Medya Franchise - Medyafranchise haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Medyafranchise haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Franchise ile tarımın geleceği kurtarılabilir mi? Haber

Franchise ile tarımın geleceği kurtarılabilir mi?

820 milyar dolarlık dünya franchise pazarı her geçen gün yeni iş fikirleriyle büyüyor. Franchise çiftlik almak ister misiniz? Franchise pazarı için çok yeni iş fikri tarımın geleceğini tamamen değiştirebilir. Çiftlik franchise modeli, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar’dan geldi. Proje ile gençlere teknoloji destekli model çiftlikler kurulacak. Bir bakıma çiftlik franchise modeli. Tarım/gıda ekosisteminin geleceği çoklu krizlere gebe, gençler bu haliyle tarım yapmak istemiyor, tarım finansmanı her geçen gün zorlaşıyor. Gençleri çiftlik sahibi yapacak yeni model, tarım-gençlik entegrasyonu için yeni bir perspektif sunuyor. Tüm dünyada gençleri tarıma çekmek için dağıtılan “koyun, kuzu, sığır, traktör” desteği gibi geleneksel destekleme modelleri yanında bir bütün olarak çiftlik kurma desteği devrim niteliğinde. Açlık savaşları başladı… “Türkiye’nin 3 tarafı denizlerle, 5 tarafı krizlerle dolu” 40 bin genç, 40 bin çiftlik kurulacak Dünyada şu anda McDonald’s gibi tam anlamıyla standart çiftlik franchise modeli yok. Hy-Farm, mikro yeşillik üreten bir çiftlik ağı; 200 noktada mikro yeşillik üretimine yönelik danışmanlık veren bir sistem. GroSpace, tavukçuluk, sebze ve tahıl gibi alanlarda üretim modeli, pazar erişimi ve teknik konularda destek sunuyor. AgriLiving, meyvecilikte çiftçi kümeleri kuran bir kooperatif modeli. Dünyada gerçek çiftlik franchise modeline en yakın sistem Babban Gona; küçük çiftçileri organize ediyor, finansman sağlıyor. Model, çiftçi gelirlerini yüzde 300 artırdı. Çiftçilere dijital danışmanlık sunan DeHaat, dünyada “tarımın Starbucks’ı” olarak tanımlansa da sadece üretim desteği sunuyor. Dünyadaki örneklerin parçalı çözümlerinin aksine Türkiye’deki model entegre, tam bir çiftlik modeli. Bu anlamda TÜME ve Burdur Üniversitesi tarafından başlatılan sistem, tarım-gençlik entegrasyonu sorununu çözebilir. Kendi çiftliğine sahip olmak isteyen gençlere fırsat Yeni modelin özü, ölçeklenebilir ve standartlaştırılabilir ticari bir çiftlik modeli kurgulamak. Franchise kapsamında çiftlik işletmesine dair teknoloji, üretim, muhasebe, pazarlama gibi alanlardaki know-how alınacak. Gelir modeli kurgulanmış, başarılı çiftlikler sayesinde tarımda maliyetler kontrol edilirken verim de artırılacak. Tarım alanında dünyada ilk kez “franchise benzeri” bir sistem kurularak isteyen gençler kendi çiftliğine sahip olabilecek. Model benzersiz olsa da kimi uzmanlara göre büyük şirketler model çiftlikler kurarak tarımda tekel oluşturabilir. Finansmana erişimi olan gençler çiftlik sistemden faydalanabilirken, düşük gelirli gençler de modelde çalışan olarak istihdam edilebilir. Çiftlik markaları dönemi başlıyor Uzun vadede farklı çiftlik markaları ortaya çıkarak daha başarılı, avantajlı çiftlik modelleri tarımı geliştirebilir. Birçok genç kırsalda yaşamak isterken tarımın fiziksel alanıyla değil, veri, pazarlama gibi alanlarında çalışmak, çiftlik yönetmek istiyor. Bu anlamda yeni model, bir çiftçilikten öte çağın gereklerine uygun bir çiftlik sistemi olarak düşünülebilir. Gençler de ilgi alanlarına göre kırsalda yaşayıp tarımın yönetişim tarafında yer alabilirler. Gençlerin teknoloji yetkinliği ile çiftlik ürünlerinin perakendede daha güçlü yer alması sağlanabilir. Marka çiftlikler çoğaldıkça ortak satın alma, ortak muhasebe, ortak pazarlama tarıma değer katabilir. Marka çiftliklerden çıkan markalı ürünler çoğaldıkça çiftçi kazançları artırılabilir. Franchise çiftlik projesinin arkasındaki tarım aklı TÜME Sadece Türkiye değil, tüm dünya kırsala/tarıma dönüşü teşvik edecek yeni modeller arıyor. Tarım/gıda alanında teknoloji geliştiren markaların, akademisyenlerin, üreticilerin ve gençlerin aynı çatı altında buluştuğu; tarımın geleceğini, yerli teknolojilerin sahada yaygınlaştırılmasını, gençlerin yeniden üretime dönmesini ve verimlilik artışını hedefleyen TÜME Vakfı ve YÖK iş birliğiyle yürütülen model çiftlik projesinde 10 üniversite yer alıyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) pilot uygulama merkezlerinden biri. Türkiye’den dünyaya çiftlik franchise ihracatı Uzmanlara göre bugüne kadar gerçek bir çiftlik franchise modelinin kurulamama sebebi, “toprak, su, iklim standardizasyon sorunları, yerel ürün farklılıkları, verim kontrolündeki zorluklar.” Örtü altı tarım, mikro yeşillikler, mantar üretimi, tavukçuluk, fide üretimi gibi alanlarda bütünsel olarak çiftlik franchise modeli ölçeklenebilir. Şu anda dünyada geleneksel tarla tarımında, meyvecilikte, büyükbaş hayvancılık gibi alanlarda franchise sistemi yok. Türkiye, yüksek genç işsizliği ortadan kaldıracak “çiftlik franchise ihracatçısı” olabilir; hem içeride hem dışarıda önemli bir istihdam alanı yaratabilir. Köye dönüş için maaşlı çiftçilik MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar programa ilişkin, “Türkiye’de 40 bin gence 40 bin çiftlik kurulacağını” ifade ediyor. Dalgar’a göre, “Tarımda asıl mesele ürün fiyatı değil, maliyet ve verim. Model çiftliklerde gençler eğitilecek, teknoloji ile donatılacak, akredite edilecek. Gençlerin köylerinde gösterecekleri arazide çiftlik kurulacak. Belli bir süre gençlere maaş verilerek çiftçilik öğretilecek. Uzun bir eğitim ve oryantasyon sürecinden sonra istenirse çiftlik gençlere devredilecek.” Tüm bu süreçte gençler desteklenecek. Çiftlik eğitimindeki gençlere bekârsa iki asgari ücret, evliyse en az üç asgari ücret verilecek. Performanslarına göre 5 ile 10 yıl sonra çiftlik gençlere bırakılacak. Burdur’da örnek çiftlikler Sistem hâlihazırda Burdur’da bazı köylerde uygulanıyor. MAKÜ’deki model çiftliklerde “yem robotu, gübre temizleme robotu, sağım robotu, yem karma” gibi robotlar kullanılıyor. Kullanılan her türden teknoloji ve yöntem sığırların daha az hastalanmalarını sağlarken, buzağı ölüm oranını düşürüyor, et ve süt verimini artırıyor, girdi maliyetlerini düşürüyor. Örnek çiftlikte sabit yüksek maliyetli yapılar yerine demonte sistemler kullanılıyor. Ahırlar prefabrik yapılıyor, istendiğinde taşınabiliyor veya arazi yeniden eski hâline dönüştürülebiliyor. Değerli ürün, değerli çiftçi Tüm dünya gençleri çiftçilik mesleğiyle tanıştırmak için modeller çalışırken, çiftlik ürünlerine de değer katacak uygulamalar yaratılıyor. ABD, bizdeki “yerli malı” kullanımına benzer şekilde Amerika ürünlerini tanıtmak ve yaygınlaştırmak için yeni bir etiket düzenlemesi yaptı. “ABD ürünü” denen etiket gönüllülük esasına göre kullanılıyor. Tarım Bakanı Rollins’e göre, “Vatansever çiftçiler ve üreticiler, dünyanın en güvenli, en uygun fiyatlı gıdalarını ABD’de üretiyor. Amerikalı tüketiciler, Amerikan malını satın alarak ülkemizi destekleyebilirler. Amerikan mallarının tedarik zincirinde adil şekilde rekabet edebilmesi desteklenebilir.” Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı Benzer şekilde Türkiye’de “ürünlerin kooperatiflerde üretildiği, hatta üretenin isminin yer aldığı” gibi etiket düzenlemeleri yapılabilir. Yerli malı haftası, daha yeni ve güncellenmiş şekilde “yerli malı” etiketi çalışılarak yerli üretimin avantajları ön plana çıkarılabilir. Market raflarında yerli ürünler desteklenebilir. Geçtiğimiz yıllarda “Cevizin yerlisi, lezzetlisi” programı ile Ceviz Üreticileri Derneği, yerli cevizde farkındalık için örnek bir etiketleme yapmıştı. Amerika’nın tüm tarlaları artık bir AR-GE merkezi Gençleri tarıma entegre etmek için sadece çiftlik kurmak yetmiyor, üretilen ürünlerin pazarda değer görmesi tüm paydaşların ortak çalışmasını gerektiriyor. ABD sadece yerli malını övmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD’de geliştirilen yeni teknolojileri test etmek için de ülke çapında güçlü bir “deneme test ağı” oluşturdu. Amerika’da tarım-gıda alanında yapılan her türden teknoloji, iş geliştirme, tohum, ilaç, gübre gibi ürün ve hizmetlerin denemesi için “tarım teknoloji test alanları ağı” kuruldu. Dijital ve yapay zekâ tabanlı teknolojiler, toprak sağlığı ürünleri gibi pek çok AR-GE’yi objektif olarak doğrulamak için ulusal araştırma ağı kurulacak, yatırım kararları güvenilir performans sonuçlarına göre verilecek. Tüm tarlalar test alanına dönüşürken çiftçiler de öğrenmiş ve gelir elde etmiş olacak. Brezilya’nın tarım ağı dünyayı besliyor Benzer şekilde Brezilya’da EMBPARA, 1973’ten beri Brezilya Tarım Bakanlığı’na bağlı çalışan bir AR-GE merkezi olarak çalışıyor. Ülke çapında örgütlenmiş bir bilim ağı. Ağdaki herkes Brezilya tarımı ve ihracat için teknoloji geliştiriyor, bilim yapıyor. Tüm paydaşlar birlikte hareket etmek zorunda. Brezilya’daki yatırım ve teknoloji haritası, herkesi içine alan, herkesin birbirinden haberdar olduğu güçlü ve etkin bir ağ. Brezilya için tüm tarlalar, fabrikalar bir tarım laboratuvarı, deneyim alanı. Söz konusu kurum, Brezilya’nın tarıma elverişsiz alanları olan Cerrado ve Amazonları dünyanın en verimli tarım arazilerine dönüştürdü. Brezilya, ABD’nin yeni kurduğu test ağı projesini 40 yıldır uyguluyor. EMBPARA sadece ülkede değil, yurt dışında çalışma ofisleri olan, küresel ortaklıkları bulunan dünyanın en geniş kapsamlı tarım AR-GE ağı. TAGEM de Türkiye’de benzer bir amaçla kuruldu. Türkiye’de kömür işletmelerinin ürettiği gübreler, Tarım Orman Bakanlığı Eğitim Yayın Dairesi marifetiyle denenip hem ürün test ediliyor hem de çiftçilere tanıtılıyor, hızlı geri dönüşler alınıyor. Kırsalda genç çiftlikler var Gençler artık sadece iş aramıyor; anlam, sosyal hayat, deneyim ve sürdürülebilirlik arıyor. Bu anlamda kırsalda sadece üretim yapılacak çiftlikler değil, yaşam enerjisi de inşa edilmeli. Sosyal alanlar, kültürel etkileşim, spor, eğitim ve topluluk hissi olmadan gençleri kırsalda tutamayız. Kırsalın yeniden inşası fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve zihinsel bir inşa olmalı. Bu anlamda franchise modeli çiftlik projesinde sosyologlar, psikologlar yeni bir çiftçilik/kırsal sosyolojisi de inşa etmeli. Çiftliklerin komşuları yazılımcı hubları, sanat enstitüleri Franchise çiftlik modelinin tutması için kırsalda sadece çiftlik kurmak yetmiyor. Yeni nesil kırsal, sadece çiftçilerin değil; mühendislerin, tasarımcıların, veri bilimcilerin, pazarlamacıların ve yatırımcıların da üretim yaptığı bir ekosistem olmalı. Bu anlamda kırsal, çok disiplinli bir üretim sahası olarak yeniden kurgulanmalı. Kırsalda evden çalışan mühendisler, yazılımcılar, sanatçılar yeni bir ekosistem yaratmalı. Franchise çiftliklerin kurulduğu köylere girişimci hub’lar, sanat enstitüleri birlikte inşa edilmeli. Gençlere çiftlik kurmak değil, kırsalda yeni bir medeniyet tasarlamak gerek Büyük şirketlerin call center’ları franchise modeliyle çiftliklerin olduğu köylere taşınmalı. Kırsalda gençliğin olduğu yeni bir yaşam dönüşüm ekosistemi tasarlanmalı. TOKİ, gençler için kırsalda evler inşa etmeli, gençlerin kendi çağlarının ruhunu yansıtmalarına olanak tanınmalı. Turgut Uyar’ın dediği gibi “kentleri imar ederken kuşakları ihmal etmemeliyiz.” Gençleri kırsala göndermek bir istihdam politikası değil, bir medeniyet tasarımı olmalı. Hedef gençleri köye göndermek değil; köyü geleceğin merkezine dönüştürmek olmalı. Franchise ile tarımın geleceği kurtarılabilir mi? Velhasıl, medeniyet tohumu denilen tarım uygarlığının miadı dolmak üzere. İklim, beslenme alışkanlıkları değişirken çiftçilik de değişiyor. Çiftçi gelirleri düşüyor, sistematik şoklar tarımı daha da kırılgan hâle getiriyor. Gençler çiftçilik yapmak istemiyor. Üretimle toplum arasındaki bağ kopuyor. Kentlerle köyler arasındaki kırılan bağları onarmak için geliştirilen bu yeni model, tarım için, sağlıklı gelecek için bir milat. Gençler başka bir tarıma/yaşama talipler. Bu anlamda gençleri kırsala hazırlarken kırsalı da gençler için hazırlamalıyız. Kim bilir, Türkiye’nin geliştirdiği bu model tüm dünyada modern çağın tarım felsefesini kökten değiştirebilir.

Ömer Şengüler ile Franchise ve Marka Mimarisi Üzerine Haber

Ömer Şengüler ile Franchise ve Marka Mimarisi Üzerine

Franchise dünyasında markalaşma, sürdürülebilir büyüme ve doğru strateji; başarıya ulaşmanın en kritik unsurları arasında yer alıyor. Özellikle marka mimarisi ve stratejik pazarlama alanında geliştirilen yaklaşımlar, şirketlerin yalnızca büyümesini değil aynı zamanda uzun vadede güçlü bir marka kimliği oluşturmasını da sağlıyor. Medya Franchise olarak, Türkiye’nin önde gelen marka mimarlarından, stratejik marka danışmanlarından ve pazarlama uzmanlarından Ömer Şengüler’e sorduk. Yıllardır birçok markanın stratejik dönüşüm süreçlerinde aktif rol alan Şengüler ile; marka mimarisi, franchise zincirlerinin büyüme stratejileri ve Türkiye’de markalaşmanın geleceği üzerine kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik. 1. Türkiye’de birçok marka franchise vermek istiyor ama çok azı güçlü bir zincire dönüşebiliyor. Sizce başarılı franchise markalarını diğerlerinden ayıran en kritik fark nedir? Öncelikle Medya Franchise girişiminizi tebrik ediyorum, önemli bir misyonu üstleniyorsunuz. Franchise sistemiyle markalaşmak terminolojileri ikiz kardeş gibidir, birinin var olması diğerinin varlığına çok bağlıdır. Ülkelerin gelenek, görenekleri, kültürleri ve öncelik sıralamaları biliyorsunuz değişkenlik gösterir. Bu gözle bizim DNA’mızı incelediğimizde markalaşmaya pek yer olmadığını, bizim iş kültürümüzde satışın, kârdan ve marka değerinden daha önemli olduğunu görürüz. Türkiye’de ticaret ve alışveriş her şeyden önemlidir. Şirkette kurumsallaşmak mı yoksa patronun bireysel zenginliği mi dediğimizde ise genelde ülkemizde kabul gören ikinci tercih olacaktır. Dünya tarihinde DNA’larında markalaşma olanlar; Anglo Saksonlar, İtalyanlar, İskandinav ülkeleri ve onlara özenip sistemi kopyalayan diğer ülke girişimcileri olmuştur. Gelelim franchise sisteminin markalaşmayla olan ilişkisine. Franchise işi bayilik almak-vermek değildir hele de esnaflıkla hiç karıştırılmamalıdır. Franchisee (franchise alan), markanın mülküne sahip olmadan markanın kullanım hakkından yararlanır. Franchise’ın başarısı veya başarısızlığı Franchiser’la (Franchise veren) başlar Franchisee (Franchise alan) ile değil. Franchiser; her şeyden önce güçlü bir marka yaratır, argeyi inovasyonu yapar, kaliteli ürünü üretir, muhasebe sistemini oturtur, müşteri ilişkileri yönetimini (CRM) başlatır, üretim kaynak yönetimi (ERP) sistemini tıkır tıkır işletir, markanın internet sayfasını-sosyal medya hesaplarını yönetir, reklam yapar, çalışanlarını eğitir. Tüm işlemler kayıt altındadır, düzenli stok sayımlarını yaptırıp finansal denetimlerini tamamlar ve tüm bunları yaparken de işleri tıkırındadır, nakit oranı 1’in üzerindedir, banka borcu olabilir ama vergi borcu yoktur üstelik operasyon da kârlıdır. Eeee pekiyi her şey yolundaysa marka sahibi neden franchise işine girmeyi düşünür? Sorunun tek cevabı vardır; marka sahibi hızlı büyümek istemektedir. Tüm ülkeye yayılıp ulusal bir marka olmak ya da dünyaya yayılıp küresel marka olmak yani marka değerini, cirosunu, kârını kat be kat büyütmek istemektedir ama bunu yaparken yalnızca markaya ve markanın IP (patent, telif hakları, yazılım, reçete, formül gibi soyut değerler) haklarına sahip olup diğer tüm yatırımları ya da masrafları başkalarına yaptırmak istemektedir. Yani bir başka deyişle; marka sahibi başkasının parasıyla büyümek istemektedir. Biz buna OPM (Other Peopele’s Money) yani derenin taşıyla derenin kuşunu vurma operasyonu diyoruz. Yukarıdaki paragrafta saydıklarımı hakkıyla yapan Franchiser’ın kurduğu bir franchise ağı başarılı olur ama tek bir eksiği varsa başarısız olmaya mahkûmdur. Biz Türk yatırımcıların kaçırdığı nokta işte budur. Bizler mükemmel marka özelliklerine henüz sahip olmadan franchise fuarlarında stant açıp ya da ilan verip erkenden paralı yatırımcı arayışına başlıyoruz. Bu çok yanlıştır, sonuçları da ortadadır; sokaklar franchise zincirine girip çıkan kısa ömürlü işletmelerle dolu. Başarılı franchise markalarını diğerlerinden ayıran en kritik fark nedir? Sorunuzun kısa cevabı; en kritik fark, 7-Eleven (71.000 market), Mc Donald’s (38.000 restoran), Subway (41.000 büfe), Marriot Otelleri, Hilton Otelleri ve benzeri franchise sistemiyle büyüyen başarılı şirketler ilk önce markalarını güçlendirmişlerdir. Bir markayı yaratan da güçlendiren de pazarlamadır. Pazarlama, reklam değildir, pazarlama satış değildir. Pazarlama, konumlandırmadır, hedef kitle analizidir, matematiktir, rakamdır, analizdir, araştırmadır, stratejidir. Ülkemizde ise pazarlama reklam ya da satış zannedilir hatta pazarlamadan söz edilirken biraz önce saydığım bazı başlıklar bizde fantezi, gereksiz sayılırlar. Başarılı global franchise şirketlerinden bizi ayrıştıran en önemli özellik işte bu pazarlama farkındalığıdır. Başarılı global franchise şirketleri mal satmaz statü satarlar, marka ve güven satarlar oysa biz hala döner, pasta veya gömlek satmak peşindeyiz. 2. Bir marka hızlı büyürken çoğu zaman kalite ve standartlar düşebiliyor. Franchise zincirlerinde büyüme ile marka kontrolü arasında denge nasıl kurulmalı? Almanların çok sevdiğim bir sözünü hatırlatmak istiyorum burada: Güvenmek, kontrol etmeye engel değildir. Franchiser (franchise veren), üretimden iletişime tüm kuralları belirlemeli, “yapılacaklar” ve “yapılmayacaklar” listelerini yazmalı, markanın kurumsal kimlik kitapçığını hazırlamalı, sözleşmelerde mutlaka kurallara uymayanlara uygulanacak ceza-ı şartlar yazılmalı ve franchise yönetimi işini çok sıkı tutmalıdır. Yıllar önce bir gıda konferansına katılmak için ABD’nin Chicago kentine gitmiştim. Konferans programında olan bir tarım projesini incelemek üzere bizleri otobüslere bindirmişlerdi. Tesadüf bu ya, otobüste yanıma oturan Beyefendi Mc Donald’s’ın mağaza operasyonlarının başındaki üst düzey bir yöneticiydi, sanıyorum unvanı Vice President idi. Ben yanımda bu kadar deneyimli bir yöneticiyi bulmuşken durur muyum hiç? Yol boyunca adamcağızı sorularımla bombardımana tutmuştum. Beynime nakşeden cevaplardan bazıları şunlardı: Tüm Mc Donald’s restoranlarında her akşam kürdanlar dahil tüm envanterin sayımı yapılır, her restoran noktası mutlaka en az ayda bir kez gizli müşteriler tarafından denetlenir, sonuçlar raporlanır. Bu arada Beyefendi’den öğrendiğim kadarıyla Mc Donald’s’ın asıl bilanço karı gayrimenkul kiralarından geliyormuş hamburgerden değil. Franchiser (franchise veren) küçükken de büyükken de sıkı denetim yapmalıdır. Unutmayalım, yapılacaklar listesi işi korurken yapılmayacaklar listesi markayı korur. 3. Türkiye’de bazı markalar kısa sürede onlarca şube açıyor ancak birkaç yıl sonra kayboluyor. Sizce bunun arkasındaki en büyük stratejik hata nedir? En büyük stratejik hata, bu şirketlerin stratejilerinin olmamasıdır. Türkiye’de şube açan veya franchise veren şirketlere benim tavsiyelerim şunlar olur: a) Hedef belirleyin; hedef somut rakamsal bir amaca hizmet etmelidir. Marka olacağız ya da 100 şube açacağız cümlesi bir hedef olamaz ama X satış hasılatına ulaşıp %15 EBITDA oranını yakalamak gayet mantıklı bir hedef olabilir. b) Strateji geliştirin; Strateji, omuzların üstüyle yapılır yani akılla beyinle, rakamla, matematikle. Strateji, hiçbir zaman “Bence” ile başlayan cümle barındırmaz. Strateji, sizi hedefe götürecek yol haritasıdır. Stratejinizi geliştirirken markanızla ilgili kendinize “Neden?”, “Nasıl” ve “Ne” sorularını sorup cevaplarını yazınız. c) Taktikleri belirleyin; Taktikler omuzların altıyla yani elle, ayakla, cüzdanla parayla yapılan işlerdir. Taktikler stratejinin hayata geçmesini sağlamalıdır. Evet, bizimkilerin şubeleşirken yaptıkları en büyük hata stratejilerinin olmaması veya patronun hayalini vizyon veya strateji sanmaktır. Unutmayalım ki; taktiksiz strateji gecikmiş zaferdir ama stratejisiz taktik mağlubiyetten önceki gümbürtüdür. Yani en büyük hata stratejinin olmaması veya patronu motive etmek için bazı hamasi cümlelerin strateji sanılması hatta belki de yanlış strateji geliştirilmesidir. Markanın franchise sistemini vezir eden de rezil eden de stratejidir. 4. Bir markanın gerçekten franchise vermeye hazır olduğunu gösteren 3 kritik kriter sizce nelerdir? Bu güzel soru için size teşekkür ediyorum. 1) Marka ile ilgili kriter: Markanın kurumsal kimlik kitapçığı hazır olmalıdır. Marka, seven, sevilen, bilinirliği yüksek, itibarlı bir marka olmalıdır ve bunlar araştırmalarla kanıtlanmalıdır. 2) Altyapı kriterleri: Şirketin ERP, CRM, Stok Yönetimi, Muhasebe Yönetimi gibi müşteriyi, tedarikçiyi ve hedef kitleyi doğrudan ilgilendiren yazılım altyapısının mükemmel seviyede olması gerekir. 3) Operasyonel kriterler: Tedarik Zinciri Yönetimi, üretim, lojistik, teslimat, depolama, penetrasyonun sağlanması, satış sonrası memnuniyet yönetimi gibi operasyonel konuların tıkır tıkır işlemesi gerekmektedir. Özetle; yukarıda sıraladığım 3 kriteri yerine getirmeden yalnızca markayı köpürterek olduğundan güçlü gösterip sonra da “tabela bedeli” ya da “royalty bedeli” adı altında para tahsil edip franchise verme hayaline kapılmak o firmanın hem itibarını yerle bir edecek hem de onun daha hızlı yok olmasına neden olacaktır. Franchise verme işi ne tek başına esnaflıkla ne sanayicilikle ne tüccarlıkla ne de reklamcılıkla denktir. Franchise vermek belki de tüm bu yeteneklerin hepsine sahip olmak hatta sıfırdan yeni bir kültür inşa etmek kadar zor, komplike ve emek isteyen bir operasyondur. Şirketi kurayım, fuarlarda stant açıp franchise dağıtayım ve zengin olayım düşüncesi kadar saçma, çabuk batıran bir başka yol olamaz. Bu kısa yoldan zengin olma düşüncesinin gerçekleşme olasılığı inanın bir banka soygunundan daha düşüktür. 5. Türkiye’den dünya çapında franchise markaları çıkarmak mümkün mü? Global marka olmak isteyen Türk markalarının hangi stratejileri uygulaması gerekir? Evet mümkündür. Bu hedefle yola çıkan yatırımcıların marka mimarisini doğru yapmaları ve pazarlamayı önemsemeleri gerekmektedir. Tabii ki eğer global marka olmak istiyorlarsa da kültürel adaptasyon konusunda çok ciddi çalışmaları gerekir. İstanbul Mecidiyeköy’deki bir simit kafenin tıpatıp aynısını Londra’nın Oxford Street’inde açarsanız mekânın kirasını ve elemanların maaşlarını Turquality’den tahsil etseniz dahi kısa zaman sonra orayı kapatmak zorunda kalırsınız. Keşke Londra menüsüne İngilizlerin tercih ettiği sütlü çayı da ilave etseydiniz derim. 6. Siz yıllardır markalarla çalışıyorsunuz. Size göre geleceğin güçlü franchise markalarını bugünden ayıran en önemli vizyon ne olacak? Gelecekte ayakta kalacak olan franchise markalarının özellikleri şunlardır: a) İnsan Marka olanlar; Güzel insan gibi dürüst, kibar, sevimli olan markalar. b) Algoritmayı önemseyen markalar: Yapay Zekaya değer vererek araştırmalarla elde edilen hedef kitle analizini sağlam algoritmaya teslim edenler. c) Algı yönetimini önemseyenler: Var olmak algılanmaktır. Marka siz odada yokken sizin hakkınızda konuşulanlardır. d) Franchise zinciri yaratmayı sıfırdan yeni bir marka yaratmak gibi ele alanlar: Marka kullanım kuralları, ceza-ı şartlar içeren Franchisee sözleşmesi, marka konumlandırması, mağaza-restoran lokasyonu seçimi kuralları, yapılmayacaklar listesi, reklam-iletişim kuralları, fiyatlama, tahsilat ve kampanya kuralları, eleman işe alımı ve eğitimi kuralları gibi kurallar, kurallar… Franchise, büyümek için olağanüstü bir sistemdir ancak franchise vermek yalnızca ticari bir iş modelinden ibaret değildir; bir marka yönetimi disiplinidir. Marka ol ki yorgunluğuna değsin.

Jimmy Key, yurt dışındaki franchise şube sayısını 40’a çıkaracak Haber

Jimmy Key, yurt dışındaki franchise şube sayısını 40’a çıkaracak

Türkiye tekstil sektörünün öncü markalarından Jimmy Key, franchise iş modeliyle uluslararası pazarlardaki büyümesini hızlandırmayı hedefliyor. Yurt dışında 16 şubeye ulaşan marka, 2026 yılı sonuna kadar bu sayıyı 40’a çıkararak global ölçekte daha güçlü bir varlık göstermeyi hedefliyor. Yapılan açıklamaya göre, Jimmy Key, yatırımcılara sağladığı esnek iş modeliyle dikkat çekiyor. Franchise giriş bedeli ve royalty fee almayan şirketin, iş ortaklarına finansal açıdan daha avantajlı bir yapı sunarak büyüme sürecinde destek sağladığı belirtildi. Jimmy Key Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Ünlütürk, global hedeflerine ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Jimmy Key olarak, yatırımcılarımızla sürdürülebilir bir ortaklık kurmayı önemsiyoruz. Bu nedenle franchise modelimizi yatırımcı dostu bir anlayışla kurguladık. İş ortaklarımızdan giriş bedeli ya da royalty talep etmiyoruz. Amacımız, ortaklarımızın tüm kazançlarını kendi işlerini büyütmeye ve operasyonlarını geliştirmeye yönlendirmeleri. Global vizyonumuzun merkezinde, iş ortaklarımızla birlikte büyüyerek hem bulunduğumuz pazarlara değer katmak hem de Türk tekstil sektörünün uluslararası alandaki gücünü pekiştirmek var.” Franchise ağını Türkiye’de genişletmeyi planlamadıklarını dile getiren Ünlütürk, “Bunun yerine global ölçekte GCC (Körfez Ülkeleri) ve MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) bölgelerine odaklanarak, markamızın bu pazarlarda güçlü bir varlık göstermesini hedefliyoruz.” diye konuştu.

Ankara İş Dünyası Gelişim Derneği Başkanı Betül Görkem Haber

Ankara İş Dünyası Gelişim Derneği Başkanı Betül Görkem

Ankara İş Dünyası Gelişim Derneği Başkanı Betül Görkem ile Söyleşi İş dünyasında dönüşüm yalnızca teknolojik yenilikler ya da finansal göstergelerle sınırlı değil. Yönetim anlayışları, karar alma süreçleri ve liderlik modelleri de bu değişimin merkezinde yer alıyor. Son yıllarda giderek daha fazla tartışılan kadın liderliği, artık bir eşitlik söyleminin ötesine geçerek kurumsal başarı ve sürdürülebilirlik başlıklarıyla birlikte ele alınıyor. Ankara iş dünyasının önemli temsilcilerinden, Ankara İş Dünyası Gelişim Derneği Başkanı Betül Görkem, kadın liderliğinin iş dünyasında yarattığı dönüşümü değerlendirdi. Kadın liderliği sizce günümüz iş dünyasında nasıl bir dönüşümü temsil ediyor? Betül Görkem: Kadın liderliği, günümüzde yalnızca temsiliyet artışıyla açıklanabilecek bir olgu değil. Asıl dönüşüm, kadınların karar alma süreçlerinde aktif rol üstlenmesiyle ortaya çıkıyor. Bu durum, yönetim anlayışını daha kapsayıcı, daha dengeli ve uzun vadeli düşünmeye açık bir yapıya dönüştürüyor. Kurumlar artık çeşitliliği bir sosyal sorumluluk başlığı olarak değil, stratejik bir gereklilik olarak ele alıyor. Kadın liderlerin yönetim yaklaşımlarının kurum kültürüne etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Betül Görkem: Kadın liderlerin bulunduğu organizasyonlarda iletişim ve iş birliği kültürünün daha güçlü olduğunu gözlemliyoruz. Katılımcı yönetim anlayışı, çalışan bağlılığını artırırken kurumsal aidiyet duygusunu da güçlendiriyor. Bu yaklaşım, kısa vadeli kazanımların ötesinde, sürdürülebilir bir başarı modeli oluşturuyor. Buna rağmen kadınların üst düzey yönetimde yeterince temsil edilmediği de sıkça dile getiriliyor. Sizce temel nedenler neler? Betül Görkem: Bu durumun temelinde çoğu zaman görünmeyen yapısal engeller yer alıyor. Geleneksel liderlik algıları, kariyer sürekliliğine dair önyargılar ve rol model eksikliği, kadınların üst yönetim kademelerine erişimini zorlaştırabiliyor. Bu noktada kurumların, liyakat temelli ve şeffaf sistemler kurması büyük önem taşıyor. Sivil toplum kuruluşlarının bu dönüşümdeki rolünü nasıl görüyorsunuz? Betül Görkem: Sivil toplum kuruluşları, iş dünyasında dönüşümün hızlandırıcı unsurlarından biridir. STK’lar, hem farkındalık yaratma hem de somut gelişim alanları oluşturma konusunda önemli bir görev üstleniyor. Ankara İş Dünyası Gelişim Derneği olarak biz, kadınların liderlik yetkinliklerini güçlendiren eğitim ve mentorluk çalışmalarını uzun vadeli bir perspektifle ele alıyoruz. Dernek olarak kadın liderliğini desteklemek adına hangi alanlara odaklanıyorsunuz? Betül Görkem: Odak noktamız, kadınların yalnızca iş dünyasında yer alması değil, karar verici pozisyonlarda etkin şekilde temsil edilmesi. Bu doğrultuda liderlik gelişim programları, sektörler arası networking çalışmaları ve deneyim paylaşım platformları oluşturuyoruz. Amacımız, kadınların yönetsel kapasitelerini güçlendirecek kalıcı yapılar inşa etmek. Kadın liderliğinin ekonomik sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini nasıl yorumlarsınız? Betül Görkem: Kadın liderliğinin güçlenmesi, ekonomik sürdürülebilirliğin temel bileşenlerinden biri. Çeşitliliğin olduğu yönetim yapıları, daha sağlıklı risk analizi ve daha dengeli karar süreçleri oluşturuyor. Bu da kurumların uzun vadeli büyüme hedeflerini daha sağlam temellere oturtmasını sağlıyor. Önümüzdeki döneme baktığınızda iş dünyasında nasıl bir tablo öngörüyorsunuz? Betül Görkem: Daha kapsayıcı, daha şeffaf ve daha sorumlu bir iş dünyası görüyorum. Kadın liderliğinin yaygınlaşmasıyla birlikte, yönetim anlayışları da dönüşüyor. Bu dönüşüm, sadece kadınlar için değil, tüm iş dünyası için daha güçlü ve dayanıklı bir ekosistem anlamına geliyor. Son olarak, kadın liderliğini dergi okurları için tek cümleyle nasıl tanımlarsınız? Betül Görkem: Kadın liderliği, iş dünyasında dengeyi, sürdürülebilirliği ve uzun vadeli değeri birlikte üreten çağdaş bir yönetim anlayışıdır.

Türkiye’de Franchise Sektörü Büyümeye Devam Ediyor Haber

Türkiye’de Franchise Sektörü Büyümeye Devam Ediyor

Türkiye’de Bayilik Sektöründe Yükseliş: Ekonomiye 50 Milyar Doların Üzerinde Katkı Türkiye'de bayilik sektörü, son yıllarda artan girişimcilik ilgisi ile marka oluşturma eğilimi sayesinde ekonominin en hareketli alanlarından biri haline geldi. Yemek-içecekten perakendeye, eğitimden hizmet sektörüne kadar çeşitlilik gösteren bayilik markaları, hem iş gücüne hem de yatırım kapsamına ciddi katkı sağlıyor. Raporlar ve sektör liderlerinin paylaştığı güncel bilgilere göre, Türkiye genelinde bayilik sunan marka sayısı 3.000' iaştı. Bu markalara bağlı 66 bini aşkın şube, ülke genelinde geniş bir iş ağı oluşturuyor. Bayilik sisteminin toplam ekonomik boyutunun ise 50–70 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. İstihdamda Büyük Katkı Bayilik modeli, özellikle küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ'ler) ve ilk defa yatırım yapacak girişimciler için daha kontrollü bir büyüme alanı sunuyor. Mevcut verilere göre bayilik sektörü, Türkiye’de 300 binden fazla kişiye doğrudan iş sağlıyor. Dolaylı istihdamla birlikte bu rakamın çok daha yüksek seviyelere ulaştığı belirtiliyor. En Fazla İlgi Yemek ve Hizmet Sektöründe Sektörel dağılıma bakıldığında, bayilik yatırımlarının büyük kısmının yemek-içecek, perakende ve hizmet alanlarında yoğunlaştığı görülüyor. Özellikle hızlı servis restoranları, kahve zincirleri, yerel tat markaları ve eğitim kurumları, girişimcilerin en çok tercih ettiği bayilik alanları içinde yer alıyor. Uzmanlara göre bu eğilimin temelinde, markalaşmış iş modellerinin sunduğu operasyonel destek, eğitim ve pazarlama kuvveti bulunuyor. Bayilik sistemleri, yatırımcılara başlangıçta marka yaratma riskine girmeden, tanınmış bir yapı içinde faaliyet sürdürme fırsatı veriyor. Yatırımların Geri Dönüş Süreleri Öne Çıkıyor Bayilik yatırımlarındaki başlangıç maliyetleri sektöre ve markaya bağlı olarak değişse de, genel olarak yatırım geri dönüş süresi 18–36 ay arasında tahmin ediliyor. Ekonomik dalgalanmaların olduğu dönemlerde bu sistem, daha cazip bulunuyor. Türkiye, Bölgesel Bayilik Merkezi Olma Hedefinde Sektör uzmanları, Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve güçlü iç pazarı sayesinde bayilik alanında bölgesel bir merkez olma potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor. UFRAD ve TÜİK verileri de bu büyüme trendini destekliyor. Önümüzdeki yıllarda yerli bayilik markalarının yurtdışına açılımının artması ve yabancı markaların Türkiye pazarına olan ilgisinin devam etmesi bekleniyor. Uzmanlar, 2026 ve sonrasında bayilik sektörünün hem ciro hem de istihdam açısından çift haneli büyüme olasılığına dikkat çekiyor. Özetle, bayilik sektörü Türkiye ekonomisinde sadece bir yatırım modeli değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme, istihdam ve markalaşma alanında stratejik bir güç olarak öne çıkıyor. Sektör Toplam Marka Sayısı (Tahmini) % Yerli Marka % Yabancı Marka Gıda & İçecek ~1.280 %70 %30 Eğitim & Çocuk Gelişim ~550 %75 %25 Perakende (Giyim, Kozmetik, Teknoloji) ~420 %65 %35 Sağlık & Güzellik ~300 %80 %20 Diğer (Hizmet, Otomotiv, Ev & Yaşam vb.) ~500 %70 %30 Toplam Franchise Markası ~3.050 ~72% Yerli ~28% Yabancı Yerli ve Yabancı Bayilik Marka Dağılımı (2025 Verileri) Türkiye'deki bayilik sunan markaların büyük bir kısmı yerli markalardan oluşuyor. Yerli markaların oranı %72 civarında olarak rapor ediliyor. Yabancı markaların oranı ise yaklaşık %28 seviyelerinde. Bu Rakamların Anlamı Nedir? ✅ Yerli markalar, bayilik ağı içinde daha geniş bir paya sahip — bu da yerel girişimcilerin marka geliştirme ve genişletme konularında güçlü olduğunu ortaya koyuyor. ✅ Yabancı markalar da özellikle yemek-hizmet ve perakende sektörlerinde önemli bir konuma sahip; global zincirler (ör. McDonald's, Starbucks, Burger King vb.) Türkiye pazarında etkin bir rol üstleniyor.

Coffee Kangoo: Kısa Sürede Güçlü Bir Büyüme Hikâyesi Haber

Coffee Kangoo: Kısa Sürede Güçlü Bir Büyüme Hikâyesi

Coffee Kangoo: Kısa Sürede Güçlü Bir Büyüme Hikâyesi Modern, sıcak ve ferah mağaza konseptiyle 2021 yılında yola çıkan Coffee Kangoo, bugün Türkiye genelinde 48 şubesiyle kahve tutkunlarıyla buluşuyor. Yıl sonuna kadar 12 yeni şube daha açmayı planlayan marka, istikrarlı büyüme hedefiyle dikkat çekiyor. Ağustos sayımızda Coffee Kangoo Kurucu Ortağı Murat Özcan ile bir araya gelerek markanın ortaya çıkış sürecini, sektöre bakış açısını ve yatırımcılara sunduğu fırsatları konuştuk. Coffee Kangoo’nun ortaya çıkış süreci nasıl başladı? Yeme-içme sektöründeki yolculuğunuzu anlatır mısınız? Coffee Kangoo, değişen tüketici alışkanlıkları ve pandemi sonrası şekillenen yeni yaşam dinamikleri göz önünde bulundurularak 2021 yılında hayata geçirildi. Murat Özcan ve Yasir Güleç’in öncülüğünde kurulan marka, genç bir oluşum olmasına rağmen arkasında 16 yıllık sektör deneyimine sahip güçlü bir ekip barındırıyor. Kuruluşundan bu yana hızlı bir ivme yakalayan Coffee Kangoo, kısa sürede 48 şubeye ulaştı. 2024 yılı sonunda 60 şubeye erişmeyi hedefleyen markamızın orta vadeli planları arasında ise 100 şubeyi aşmak ve tamamen yerli sermaye ile kurulan bir Türk markası olarak yurt dışında da faaliyet göstermek yer alıyor. Günümüzde kahve odaklı yatırımlar sizce ne kadar potansiyel barındırıyor? Coffee Kangoo’yu yatırımcılar için öne çıkaran unsurlar neler? Kahve, artık sadece bir içecek değil; her yaştan insanın günlük yaşamının bir parçası hâline gelmiş güçlü bir kültür. Bu nedenle kahve sektörünün uzun yıllar boyunca cazibesini koruyacağına inanıyoruz. Coffee Kangoo’yu farklı kılan en önemli yaklaşımımız ise yatırımcılarımızı yalnızca iş ortakları olarak değil, markanın bir parçası olarak görmemiz. “Kahveyi hissetmek, bu kültürü yaşatmak ve yapılan işten keyif almak” temel motivasyonumuz. Bu bakış açısı, markamızın yatırımcılar nezdinde güvenilir ve sürdürülebilir bir yapı sunmasını sağlıyor. Coffee Kangoo’nun franchise modeli nasıl işliyor? Yatırımcılara hangi avantajları sunuyorsunuz ve nasıl bir profil arıyorsunuz? Coffee Kangoo olarak franchising sürecinde oldukça seçici bir politika izliyoruz. Merkez olarak yatırım yapmayı uygun görmediğimiz bir lokasyonda franchise açılmasını da doğru bulmuyoruz. Özellikle henüz mağazamızın bulunmadığı bölgeler bizim için öncelikli konumlar arasında yer alıyor. Markanın vizyonunu ve hedeflerini benimseyen yatırımcılarla birlikte büyümeyi amaçlıyoruz. Sürdürülebilirlik, franchise sistemimizin temel taşlarından biri. Kahveye ilgi duyan, markayla kültürel uyum yakalayabilecek, yeterli finansal güce sahip ve iletişimi kuvvetli yatırımcı adaylarıyla Coffee Kangoo ailesini büyütmek istiyoruz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.