#Markalaşma

Medya Franchise - Markalaşma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Markalaşma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ömer Şengüler ile Franchise ve Marka Mimarisi Üzerine Haber

Ömer Şengüler ile Franchise ve Marka Mimarisi Üzerine

Franchise dünyasında markalaşma, sürdürülebilir büyüme ve doğru strateji; başarıya ulaşmanın en kritik unsurları arasında yer alıyor. Özellikle marka mimarisi ve stratejik pazarlama alanında geliştirilen yaklaşımlar, şirketlerin yalnızca büyümesini değil aynı zamanda uzun vadede güçlü bir marka kimliği oluşturmasını da sağlıyor. Medya Franchise olarak, Türkiye’nin önde gelen marka mimarlarından, stratejik marka danışmanlarından ve pazarlama uzmanlarından Ömer Şengüler’e sorduk. Yıllardır birçok markanın stratejik dönüşüm süreçlerinde aktif rol alan Şengüler ile; marka mimarisi, franchise zincirlerinin büyüme stratejileri ve Türkiye’de markalaşmanın geleceği üzerine kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik. 1. Türkiye’de birçok marka franchise vermek istiyor ama çok azı güçlü bir zincire dönüşebiliyor. Sizce başarılı franchise markalarını diğerlerinden ayıran en kritik fark nedir? Öncelikle Medya Franchise girişiminizi tebrik ediyorum, önemli bir misyonu üstleniyorsunuz. Franchise sistemiyle markalaşmak terminolojileri ikiz kardeş gibidir, birinin var olması diğerinin varlığına çok bağlıdır. Ülkelerin gelenek, görenekleri, kültürleri ve öncelik sıralamaları biliyorsunuz değişkenlik gösterir. Bu gözle bizim DNA’mızı incelediğimizde markalaşmaya pek yer olmadığını, bizim iş kültürümüzde satışın, kârdan ve marka değerinden daha önemli olduğunu görürüz. Türkiye’de ticaret ve alışveriş her şeyden önemlidir. Şirkette kurumsallaşmak mı yoksa patronun bireysel zenginliği mi dediğimizde ise genelde ülkemizde kabul gören ikinci tercih olacaktır. Dünya tarihinde DNA’larında markalaşma olanlar; Anglo Saksonlar, İtalyanlar, İskandinav ülkeleri ve onlara özenip sistemi kopyalayan diğer ülke girişimcileri olmuştur. Gelelim franchise sisteminin markalaşmayla olan ilişkisine. Franchise işi bayilik almak-vermek değildir hele de esnaflıkla hiç karıştırılmamalıdır. Franchisee (franchise alan), markanın mülküne sahip olmadan markanın kullanım hakkından yararlanır. Franchise’ın başarısı veya başarısızlığı Franchiser’la (Franchise veren) başlar Franchisee (Franchise alan) ile değil. Franchiser; her şeyden önce güçlü bir marka yaratır, argeyi inovasyonu yapar, kaliteli ürünü üretir, muhasebe sistemini oturtur, müşteri ilişkileri yönetimini (CRM) başlatır, üretim kaynak yönetimi (ERP) sistemini tıkır tıkır işletir, markanın internet sayfasını-sosyal medya hesaplarını yönetir, reklam yapar, çalışanlarını eğitir. Tüm işlemler kayıt altındadır, düzenli stok sayımlarını yaptırıp finansal denetimlerini tamamlar ve tüm bunları yaparken de işleri tıkırındadır, nakit oranı 1’in üzerindedir, banka borcu olabilir ama vergi borcu yoktur üstelik operasyon da kârlıdır. Eeee pekiyi her şey yolundaysa marka sahibi neden franchise işine girmeyi düşünür? Sorunun tek cevabı vardır; marka sahibi hızlı büyümek istemektedir. Tüm ülkeye yayılıp ulusal bir marka olmak ya da dünyaya yayılıp küresel marka olmak yani marka değerini, cirosunu, kârını kat be kat büyütmek istemektedir ama bunu yaparken yalnızca markaya ve markanın IP (patent, telif hakları, yazılım, reçete, formül gibi soyut değerler) haklarına sahip olup diğer tüm yatırımları ya da masrafları başkalarına yaptırmak istemektedir. Yani bir başka deyişle; marka sahibi başkasının parasıyla büyümek istemektedir. Biz buna OPM (Other Peopele’s Money) yani derenin taşıyla derenin kuşunu vurma operasyonu diyoruz. Yukarıdaki paragrafta saydıklarımı hakkıyla yapan Franchiser’ın kurduğu bir franchise ağı başarılı olur ama tek bir eksiği varsa başarısız olmaya mahkûmdur. Biz Türk yatırımcıların kaçırdığı nokta işte budur. Bizler mükemmel marka özelliklerine henüz sahip olmadan franchise fuarlarında stant açıp ya da ilan verip erkenden paralı yatırımcı arayışına başlıyoruz. Bu çok yanlıştır, sonuçları da ortadadır; sokaklar franchise zincirine girip çıkan kısa ömürlü işletmelerle dolu. Başarılı franchise markalarını diğerlerinden ayıran en kritik fark nedir? Sorunuzun kısa cevabı; en kritik fark, 7-Eleven (71.000 market), Mc Donald’s (38.000 restoran), Subway (41.000 büfe), Marriot Otelleri, Hilton Otelleri ve benzeri franchise sistemiyle büyüyen başarılı şirketler ilk önce markalarını güçlendirmişlerdir. Bir markayı yaratan da güçlendiren de pazarlamadır. Pazarlama, reklam değildir, pazarlama satış değildir. Pazarlama, konumlandırmadır, hedef kitle analizidir, matematiktir, rakamdır, analizdir, araştırmadır, stratejidir. Ülkemizde ise pazarlama reklam ya da satış zannedilir hatta pazarlamadan söz edilirken biraz önce saydığım bazı başlıklar bizde fantezi, gereksiz sayılırlar. Başarılı global franchise şirketlerinden bizi ayrıştıran en önemli özellik işte bu pazarlama farkındalığıdır. Başarılı global franchise şirketleri mal satmaz statü satarlar, marka ve güven satarlar oysa biz hala döner, pasta veya gömlek satmak peşindeyiz. 2. Bir marka hızlı büyürken çoğu zaman kalite ve standartlar düşebiliyor. Franchise zincirlerinde büyüme ile marka kontrolü arasında denge nasıl kurulmalı? Almanların çok sevdiğim bir sözünü hatırlatmak istiyorum burada: Güvenmek, kontrol etmeye engel değildir. Franchiser (franchise veren), üretimden iletişime tüm kuralları belirlemeli, “yapılacaklar” ve “yapılmayacaklar” listelerini yazmalı, markanın kurumsal kimlik kitapçığını hazırlamalı, sözleşmelerde mutlaka kurallara uymayanlara uygulanacak ceza-ı şartlar yazılmalı ve franchise yönetimi işini çok sıkı tutmalıdır. Yıllar önce bir gıda konferansına katılmak için ABD’nin Chicago kentine gitmiştim. Konferans programında olan bir tarım projesini incelemek üzere bizleri otobüslere bindirmişlerdi. Tesadüf bu ya, otobüste yanıma oturan Beyefendi Mc Donald’s’ın mağaza operasyonlarının başındaki üst düzey bir yöneticiydi, sanıyorum unvanı Vice President idi. Ben yanımda bu kadar deneyimli bir yöneticiyi bulmuşken durur muyum hiç? Yol boyunca adamcağızı sorularımla bombardımana tutmuştum. Beynime nakşeden cevaplardan bazıları şunlardı: Tüm Mc Donald’s restoranlarında her akşam kürdanlar dahil tüm envanterin sayımı yapılır, her restoran noktası mutlaka en az ayda bir kez gizli müşteriler tarafından denetlenir, sonuçlar raporlanır. Bu arada Beyefendi’den öğrendiğim kadarıyla Mc Donald’s’ın asıl bilanço karı gayrimenkul kiralarından geliyormuş hamburgerden değil. Franchiser (franchise veren) küçükken de büyükken de sıkı denetim yapmalıdır. Unutmayalım, yapılacaklar listesi işi korurken yapılmayacaklar listesi markayı korur. 3. Türkiye’de bazı markalar kısa sürede onlarca şube açıyor ancak birkaç yıl sonra kayboluyor. Sizce bunun arkasındaki en büyük stratejik hata nedir? En büyük stratejik hata, bu şirketlerin stratejilerinin olmamasıdır. Türkiye’de şube açan veya franchise veren şirketlere benim tavsiyelerim şunlar olur: a) Hedef belirleyin; hedef somut rakamsal bir amaca hizmet etmelidir. Marka olacağız ya da 100 şube açacağız cümlesi bir hedef olamaz ama X satış hasılatına ulaşıp %15 EBITDA oranını yakalamak gayet mantıklı bir hedef olabilir. b) Strateji geliştirin; Strateji, omuzların üstüyle yapılır yani akılla beyinle, rakamla, matematikle. Strateji, hiçbir zaman “Bence” ile başlayan cümle barındırmaz. Strateji, sizi hedefe götürecek yol haritasıdır. Stratejinizi geliştirirken markanızla ilgili kendinize “Neden?”, “Nasıl” ve “Ne” sorularını sorup cevaplarını yazınız. c) Taktikleri belirleyin; Taktikler omuzların altıyla yani elle, ayakla, cüzdanla parayla yapılan işlerdir. Taktikler stratejinin hayata geçmesini sağlamalıdır. Evet, bizimkilerin şubeleşirken yaptıkları en büyük hata stratejilerinin olmaması veya patronun hayalini vizyon veya strateji sanmaktır. Unutmayalım ki; taktiksiz strateji gecikmiş zaferdir ama stratejisiz taktik mağlubiyetten önceki gümbürtüdür. Yani en büyük hata stratejinin olmaması veya patronu motive etmek için bazı hamasi cümlelerin strateji sanılması hatta belki de yanlış strateji geliştirilmesidir. Markanın franchise sistemini vezir eden de rezil eden de stratejidir. 4. Bir markanın gerçekten franchise vermeye hazır olduğunu gösteren 3 kritik kriter sizce nelerdir? Bu güzel soru için size teşekkür ediyorum. 1) Marka ile ilgili kriter: Markanın kurumsal kimlik kitapçığı hazır olmalıdır. Marka, seven, sevilen, bilinirliği yüksek, itibarlı bir marka olmalıdır ve bunlar araştırmalarla kanıtlanmalıdır. 2) Altyapı kriterleri: Şirketin ERP, CRM, Stok Yönetimi, Muhasebe Yönetimi gibi müşteriyi, tedarikçiyi ve hedef kitleyi doğrudan ilgilendiren yazılım altyapısının mükemmel seviyede olması gerekir. 3) Operasyonel kriterler: Tedarik Zinciri Yönetimi, üretim, lojistik, teslimat, depolama, penetrasyonun sağlanması, satış sonrası memnuniyet yönetimi gibi operasyonel konuların tıkır tıkır işlemesi gerekmektedir. Özetle; yukarıda sıraladığım 3 kriteri yerine getirmeden yalnızca markayı köpürterek olduğundan güçlü gösterip sonra da “tabela bedeli” ya da “royalty bedeli” adı altında para tahsil edip franchise verme hayaline kapılmak o firmanın hem itibarını yerle bir edecek hem de onun daha hızlı yok olmasına neden olacaktır. Franchise verme işi ne tek başına esnaflıkla ne sanayicilikle ne tüccarlıkla ne de reklamcılıkla denktir. Franchise vermek belki de tüm bu yeteneklerin hepsine sahip olmak hatta sıfırdan yeni bir kültür inşa etmek kadar zor, komplike ve emek isteyen bir operasyondur. Şirketi kurayım, fuarlarda stant açıp franchise dağıtayım ve zengin olayım düşüncesi kadar saçma, çabuk batıran bir başka yol olamaz. Bu kısa yoldan zengin olma düşüncesinin gerçekleşme olasılığı inanın bir banka soygunundan daha düşüktür. 5. Türkiye’den dünya çapında franchise markaları çıkarmak mümkün mü? Global marka olmak isteyen Türk markalarının hangi stratejileri uygulaması gerekir? Evet mümkündür. Bu hedefle yola çıkan yatırımcıların marka mimarisini doğru yapmaları ve pazarlamayı önemsemeleri gerekmektedir. Tabii ki eğer global marka olmak istiyorlarsa da kültürel adaptasyon konusunda çok ciddi çalışmaları gerekir. İstanbul Mecidiyeköy’deki bir simit kafenin tıpatıp aynısını Londra’nın Oxford Street’inde açarsanız mekânın kirasını ve elemanların maaşlarını Turquality’den tahsil etseniz dahi kısa zaman sonra orayı kapatmak zorunda kalırsınız. Keşke Londra menüsüne İngilizlerin tercih ettiği sütlü çayı da ilave etseydiniz derim. 6. Siz yıllardır markalarla çalışıyorsunuz. Size göre geleceğin güçlü franchise markalarını bugünden ayıran en önemli vizyon ne olacak? Gelecekte ayakta kalacak olan franchise markalarının özellikleri şunlardır: a) İnsan Marka olanlar; Güzel insan gibi dürüst, kibar, sevimli olan markalar. b) Algoritmayı önemseyen markalar: Yapay Zekaya değer vererek araştırmalarla elde edilen hedef kitle analizini sağlam algoritmaya teslim edenler. c) Algı yönetimini önemseyenler: Var olmak algılanmaktır. Marka siz odada yokken sizin hakkınızda konuşulanlardır. d) Franchise zinciri yaratmayı sıfırdan yeni bir marka yaratmak gibi ele alanlar: Marka kullanım kuralları, ceza-ı şartlar içeren Franchisee sözleşmesi, marka konumlandırması, mağaza-restoran lokasyonu seçimi kuralları, yapılmayacaklar listesi, reklam-iletişim kuralları, fiyatlama, tahsilat ve kampanya kuralları, eleman işe alımı ve eğitimi kuralları gibi kurallar, kurallar… Franchise, büyümek için olağanüstü bir sistemdir ancak franchise vermek yalnızca ticari bir iş modelinden ibaret değildir; bir marka yönetimi disiplinidir. Marka ol ki yorgunluğuna değsin.

Zeynep Yarımca, Türkiye’nin 100 Kadın Girişimcisi Arasında Yer Aldı Haber

Zeynep Yarımca, Türkiye’nin 100 Kadın Girişimcisi Arasında Yer Aldı

Türkiye’de kadın girişimciliğini desteklemeye yönelik yürütülen en kapsamlı programlardan biri olan Halkbank Üreten Kadınlar Projesi kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda, Çorumlu girişimci Zeynep Yarımca, Türkiye genelinde belirlenen 100 kadın girişimci arasında yer aldı. Halkbank tarafından yürütülen Üreten Kadınlar Yarışması’na Türkiye’nin dört bir yanından 4.000’in üzerinde kadın girişimci başvurdu. Çok aşamalı değerlendirme sürecinde; girişimlerin yenilikçi yönleri, sürdürülebilir iş modelleri, finansal yapı, markalaşma kapasitesi, dijitalleşme düzeyi ve ekonomik-sosyal etki potansiyeli gibi kriterler esas alındı. Yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda Zeynep Yarımca, iş modeli ve vizyoner yaklaşımıyla öne çıkan 100 kadın girişimci arasında yer alma başarısı gösterdi. Girişimcilik yolculuğunu Çorum’da kurduğu ve yönettiği HEPA markasıyla sürdüren Zeynep Yarımca, özellikle kahve sektöründe geliştirdiği yenilikçi ürün ve uygulamalarla dikkat çekiyor. HEPA markası; ürün kalitesi, marka konumlandırması ve tüketici odaklı yaklaşımıyla yerel ölçekte başlayan yolculuğunu ulusal pazara taşıma hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Zeynep Yarımca’nın liderliğinde HEPA, klasik kafe işletmeciliğinin ötesine geçerek ürün geliştirme, markalaşma ve sürdürülebilir büyüme odağında şekillenen bir iş modeli ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, kadın girişimciliğinin yalnızca işletme açmakla sınırlı olmadığını; aynı zamanda stratejik planlama, kurumsallaşma ve uzun vadeli vizyon gerektirdiğini gösteren örnekler arasında değerlendiriliyor. Seçilen 100 kadın girişimci, program kapsamında İstanbul’da düzenlenen Halkbank Üreten Kadınlar Master Class Eğitim Programı’na katılma hakkı kazandı. Eğitimlerde; marka yönetimi, dijital pazarlama, e-ticaret, finansal okuryazarlık, liderlik, etik yapay zekâ kullanımı ve iş ağları oluşturma gibi başlıklarda kapsamlı içerikler sunuldu. Programın temel hedefi, kadın girişimcilerin işlerini ölçeklendirebilecek bilgi ve yetkinliklerle donatılması olarak ifade edildi. Zeynep Yarımca, girişimcilik faaliyetlerinin yanı sıra TOBB Çorum Kadın Girişimciler İcra Kurulu Başkanı olarak da kadın girişimciliğinin gelişimine yönelik çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda kadın girişimcilere yönelik eğitim, mentorluk ve farkındalık projelerinde aktif rol alıyor. Zeynep Yarımca’nın Türkiye’nin 100 Kadın Girişimcisi arasında yer alması; hem HEPA markasının ulusal ölçekte görünürlüğünü artıran hem de Çorum’dan çıkan kadın girişimcilik potansiyelini ortaya koyan önemli bir başarı olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, kadın girişimciliğinin güçlenmesi ve sürdürülebilir iş modellerinin yaygınlaşması açısından da dikkat çekici bir örnek niteliği taşıyor.

Türkiye’de Franchise Sektörü Büyümeye Devam Ediyor Haber

Türkiye’de Franchise Sektörü Büyümeye Devam Ediyor

Türkiye’de Bayilik Sektöründe Yükseliş: Ekonomiye 50 Milyar Doların Üzerinde Katkı Türkiye'de bayilik sektörü, son yıllarda artan girişimcilik ilgisi ile marka oluşturma eğilimi sayesinde ekonominin en hareketli alanlarından biri haline geldi. Yemek-içecekten perakendeye, eğitimden hizmet sektörüne kadar çeşitlilik gösteren bayilik markaları, hem iş gücüne hem de yatırım kapsamına ciddi katkı sağlıyor. Raporlar ve sektör liderlerinin paylaştığı güncel bilgilere göre, Türkiye genelinde bayilik sunan marka sayısı 3.000' iaştı. Bu markalara bağlı 66 bini aşkın şube, ülke genelinde geniş bir iş ağı oluşturuyor. Bayilik sisteminin toplam ekonomik boyutunun ise 50–70 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. İstihdamda Büyük Katkı Bayilik modeli, özellikle küçük ve orta boy işletmeler (KOBİ'ler) ve ilk defa yatırım yapacak girişimciler için daha kontrollü bir büyüme alanı sunuyor. Mevcut verilere göre bayilik sektörü, Türkiye’de 300 binden fazla kişiye doğrudan iş sağlıyor. Dolaylı istihdamla birlikte bu rakamın çok daha yüksek seviyelere ulaştığı belirtiliyor. En Fazla İlgi Yemek ve Hizmet Sektöründe Sektörel dağılıma bakıldığında, bayilik yatırımlarının büyük kısmının yemek-içecek, perakende ve hizmet alanlarında yoğunlaştığı görülüyor. Özellikle hızlı servis restoranları, kahve zincirleri, yerel tat markaları ve eğitim kurumları, girişimcilerin en çok tercih ettiği bayilik alanları içinde yer alıyor. Uzmanlara göre bu eğilimin temelinde, markalaşmış iş modellerinin sunduğu operasyonel destek, eğitim ve pazarlama kuvveti bulunuyor. Bayilik sistemleri, yatırımcılara başlangıçta marka yaratma riskine girmeden, tanınmış bir yapı içinde faaliyet sürdürme fırsatı veriyor. Yatırımların Geri Dönüş Süreleri Öne Çıkıyor Bayilik yatırımlarındaki başlangıç maliyetleri sektöre ve markaya bağlı olarak değişse de, genel olarak yatırım geri dönüş süresi 18–36 ay arasında tahmin ediliyor. Ekonomik dalgalanmaların olduğu dönemlerde bu sistem, daha cazip bulunuyor. Türkiye, Bölgesel Bayilik Merkezi Olma Hedefinde Sektör uzmanları, Türkiye’nin genç nüfusu, stratejik coğrafi konumu ve güçlü iç pazarı sayesinde bayilik alanında bölgesel bir merkez olma potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor. UFRAD ve TÜİK verileri de bu büyüme trendini destekliyor. Önümüzdeki yıllarda yerli bayilik markalarının yurtdışına açılımının artması ve yabancı markaların Türkiye pazarına olan ilgisinin devam etmesi bekleniyor. Uzmanlar, 2026 ve sonrasında bayilik sektörünün hem ciro hem de istihdam açısından çift haneli büyüme olasılığına dikkat çekiyor. Özetle, bayilik sektörü Türkiye ekonomisinde sadece bir yatırım modeli değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme, istihdam ve markalaşma alanında stratejik bir güç olarak öne çıkıyor. Sektör Toplam Marka Sayısı (Tahmini) % Yerli Marka % Yabancı Marka Gıda & İçecek ~1.280 %70 %30 Eğitim & Çocuk Gelişim ~550 %75 %25 Perakende (Giyim, Kozmetik, Teknoloji) ~420 %65 %35 Sağlık & Güzellik ~300 %80 %20 Diğer (Hizmet, Otomotiv, Ev & Yaşam vb.) ~500 %70 %30 Toplam Franchise Markası ~3.050 ~72% Yerli ~28% Yabancı Yerli ve Yabancı Bayilik Marka Dağılımı (2025 Verileri) Türkiye'deki bayilik sunan markaların büyük bir kısmı yerli markalardan oluşuyor. Yerli markaların oranı %72 civarında olarak rapor ediliyor. Yabancı markaların oranı ise yaklaşık %28 seviyelerinde. Bu Rakamların Anlamı Nedir? ✅ Yerli markalar, bayilik ağı içinde daha geniş bir paya sahip — bu da yerel girişimcilerin marka geliştirme ve genişletme konularında güçlü olduğunu ortaya koyuyor. ✅ Yabancı markalar da özellikle yemek-hizmet ve perakende sektörlerinde önemli bir konuma sahip; global zincirler (ör. McDonald's, Starbucks, Burger King vb.) Türkiye pazarında etkin bir rol üstleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.