#Dijitalleşme

Medya Franchise - Dijitalleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijitalleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Franchise sistemlerinde güvenli dijital altyapı önem kazanıyor. Haber

Franchise sistemlerinde güvenli dijital altyapı önem kazanıyor.

GELECEĞİN FRANCHİSE SİSTEMİ ,GÜVENLİ DİJİTAL ALTYAPI ÜZERİNDE YÜKSELECEK. Franchise sistemleri büyüdükçe, merkez ile şubeler arasındaki iletişim trafiği de aynı ölçüde artıyor. İhtarlar, sözleşmesel bildirimler, fesih süreçleri ve insan kaynakları yazışmaları… Tüm bu resmi süreçlerin güvenli, izlenebilir ve hukuken geçerli biçimde yürütülmesi, zincir markalar için artık kritik bir başlık haline geldi. Biz de franchise yapılanmalarında dijital dönüşüm uygulamalarının kullanımının önemini, hukuki boyutunu ve operasyonel katkılarını TÜRKKEP Satış Direktörü Burcu Doruk Kaya ile konuştuk. Elektronik imza ile imzalanan franchise sözleşmeleri hukuken ıslak imza ile aynı sonucu doğurur mu? Evet. Doğru türde elektronik imza kullanıldığı sürece, kesinlikle aynı sonucu doğurur. Bu, iş dünyasında ve danışmanlık süreçlerimizde sıklıkla karşılaştığımız, altını güvenle çizebileceğimiz bir konu. Türkiye’de 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çok net bir kural koyar. Bu kanuna uygun, nitelikli sertifikaya dayalı 'güvenli elektronik imza', ıslak imza ile tamamen eşdeğer hukuki etkiye sahiptir. Franchise sözleşmeleri de kural olarak özel bir resmi şekle (örneğin noter onayına) tabi olmadığından, taraflar sözleşmeyi güvenli e-imza ile imzaladıklarında sözleşme hukuken geçerli ve bağlayıcı olur. Ancak buradaki ilk kritik nokta, bunun piyasada sıkça gördüğümüz ‘basit elektronik imza’larla karıştırılmamasıdır. Bazen bir PDF belgesine görüntü olarak eklenen basit imzalar ya da doğrulama zinciri zayıf yurt dışı menşeli bazı çözümler kullanılabiliyor. Bunlar mahkemelerde ispat gücü açısından ciddi risk yaratır. Oysa kurumsal tarafta doğru sertifika altyapısı, zaman damgası, imza doğrulama ve arşivleme süreçleri kurulursa; e-imza işletmelere müthiş bir hız ve operasyonel verimlilik sağlarken, aranan hukuki güvenliği de tam olarak sunar. Özetle; sağlam bir teknik altyapı ile franchise süreçlerinde e-imza kullanmak hem operasyonel olarak büyük bir lüks hem de hukuken taş gibi sağlam bir yöntemdir. Türkkkep olarak, güvenli elektronik imza altyapımız ve zaman damgası hizmetlerimizle franchise sözleşmelerinin dijital ortamda hukuka uygun şekilde kurulmasını sağlıyor; aynı zamanda franchisor markalara süreç tasarımı yönetimi danışmanlığı sunuyoruz. Soru: Franchise sözleşmelerinde elektronik imza hangi hukuki riskleri ortadan kaldırır? Franchise sistemlerinde en sık karşılaşılan risklerden biri, imzanın inkâr edilmesi veya yetkisiz kişi tarafından imzalandığı iddiasıdır. Güvenli elektronik imza bu riskleri ortadan kaldırmaktadır. Güvenli elektronik imzada: Kimlik doğrulaması BTK tarafından yetkilendirilmiş Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcıları tarafından yapılır. İmza kişiye özgüdür ve başkasına devredilemez, İmza atma anı zaman damgası ile kayıt altına alınır. İmzalanan belge, bütünlük kontrolleri sayesinde sonradan değişiklik yapılırsa tespit edilebilir Bu yapı sayesinde: Ben imzalamadım” savunması teknik olarak çürütülebilir hale gelir. İmza tarihi tartışma konusu olmaktan çıkar. Sözleşme içeriğinde sonradan oynama yapılması halinde bu durum kolayca tespit edilir. Sonuç olarak, franchisor açısından sözleşmenin hukuki güvenliği ve icra kabiliyeti belirgin şekilde güçlenir. KEP ile franchise sözleşme yönetimi neden birlikte düşünülmelidir? Güvenli elektronik imza sözleşmenin hukuka uygun şekilde kurulmasını sağlar; KEP ise sözleşmenin uygulanma sürecindeki bildirim ve yazışmaları zaman, içerik ve taraf doğrulamasıyla hukuki delile dönüştürür. Bu nedenle franchise sözleşme yönetiminde ikisi birlikte düşünülmelidir. KEP sistemi, özellikle şu unsurları elektronik delil olarak üretir: Gönderim zamanı ve teslim zamanı, İçerik bütünlüğü, Gönderici ve alıcı kimliği. Özellikle franchise sözleşmelerinde: İhtar gönderimleri, Temerrüt bildirimleri, Fesih beyanları, Sözleşme yenileme/uzatma bildirimleri, Ciro bildirimi ve raporlama ve bilgi/belge taleplerinin KEP gibi ispat gücü yüksek kanallarla yapılmaması; uyuşmazlık halinde tebliğ/teslim ispatında zorluk, sürelerin kaçırılması, fesih veya ihtarın geçerliliğinin tartışılması gibi riskler doğurabilir ve tazminat iddialarına zemin hazırlayabilir. Türkkep olarak, KEP altyapısını franchise sözleşme yönetim süreçlerine entegre ediyor; Markalara bildirim mekanizmalarının hukuka uygun ve ölçülebilir şekilde kurgulanması konusunda danışmanlık sunuyoruz Franchise sözleşmelerinde KEP adresinin zorunlu tutulması taraflara ne kazandırır? Sözleşmeye “Taraflar arasındaki tüm resmi bildirimler KEP üzerinden yapılacaktır” şeklinde bir hüküm eklenmesi,. taraflara önemli bir hukuki açıklık ve ispat kolaylığı kazandırır. Bu sayede: Bildirimin gönderildiği ve teslim edildiği tarih kesinleşir, sürelerin başlangıcı (ör. ihtar süresi, temerrüt süresi, fesih süresi) tartışmasız hale gelir, “Maili görmedim/ulaşmadı” gibi savunmaların etkisi ortadan kalkar, uyuşmazlık halinde ispat yükü hafifler; usule ilişkin hata ve eksikliklerden kaynaklı uyuşmazlıkları ortadan kaldırır. Bu düzenleme, franchise ilişkilerinde özellikle fesih, cezai şart ve temerrüt süreçlerinde kritik öneme sahiptir; çünkü bu başlıklarda “bildirimin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı” çoğu zaman olası bir davanın seyrini belirler. Çok şubeli franchise yapılarında dijital imza yetkilendirmesi nasıl yönetilmelidir? Çok şubeli franchise yapılarında elektronik imza yetkilendirmesi, net bir yetki kurgusuyla yönetilmelidir. Her franchise alan tarafın (gerçek kişi ya da tüzel kişi) kendi adına tanımlı güvenli elektronik imza sertifikasına ve KEP adresine sahip olması önerilir. Yetki matrisi oluşturulmalı; imza yetkilileri ticaret siciline uygun şekilde belirlenmeli ve yetki değişiklikleri standart bir prosedürle güncellenmelidir. Merkez tarafında ise sözleşme versiyon kontrolü, dijital arşiv altyapısı, yetki yönetimi ve KEP entegrasyonu birlikte kurgulanmalıdır. TÜRKKEP bu noktada markalara yalnızca teknik hizmet değil, kurumsal yapılandırma ve süreç danışmanlığı da sunarak yapıyı belge imzalamaktan sürdürülebilir bir dijital sözleşme yönetim sistemi kurmaya taşımaktadır. İnsan kaynakları ve KVKK süreçlerinde dijital imza ve KEP neden kritik? İnsan kaynakları ve KVKK süreçlerinde en büyük risk, “bildirim yapıldı mı, ne zaman ulaştı, içeriği neydi?” tartışmalarıdır. Franchise yapılarında çok sayıda çalışan ve çoklu lokasyon olduğu için bu ispat riski daha da büyür. KEP; gönderim ve teslim zamanını, taraf kimliklerini ve içerik bütünlüğünü kayıt altına alarak bildirimleri güçlü bir elektronik delile dönüştürür. Bu noktada KEP İK, KEP’i İK süreçlerine “operasyonel olarak” entegre eder: bordro, izin evrakı, fazla mesai/onaylar, savunma istemleri, disiplin yazışmaları ve KVKK aydınlatma/tebliğ süreçleri gibi akışların KEP üzerinden standart ve izlenebilir biçimde yürütülmesini sağlar. Kanun değişikliği ise kritik bir eşik oldu: 24.07.2025’te yayımlanan düzenleme ile İş Kanunu’nda çalışanlara yapılacak bildirimlerin KEP üzerinden elektronik yapılabilmesini daha da resmi bir zemine oturttu; böylece “e-posta attım/okumadı” gibi gri alanlar yerine, delil üretimi yüksek bir kanala geçiş güçlendi. Sonuç olarak güvenli elektronik imza onay ve sözleşmeleri kimlik doğrulamasıyla güçlendirirken, KEP + KEP İK özellikle iş uyuşmazlıklarında ve KVKK iddialarında ispat gücünü belirgin şekilde artırır. Dijitalleşmeyen franchise zincirleri hangi hukuki risklerle karşı karşıya kalır? Harika bir soru. Çünkü iş dünyasında dijitalleşmeyi genellikle sadece 'operasyonel hız' ve 'maliyet tasarrufu' olarak konuşuyoruz. Oysa işin marka sahiplerini uykusuz bırakması gereken çok daha hayati bir boyutu var: Hukuki güvenlik. Açıkçası, operasyonlarını hala kağıtlar, kargolar, fiziki klasörler ve manuel excel tablolarıyla yürüten bir franchise zinciri, hukuki anlamda büyük risk taşımaktadır. Bunu birkaç kritik başlıkta özetlemek isterim: Birincisi ve bence en büyük risk; ispat zafiyetidir. Hukukta çok sevdiğim, altın bir kural vardır: 'Haklı olmak yetmez, haklılığınızı ispat etmeniz gerekir.' Düşünün ki onlarca, belki yüzlerce şubeniz var. Fiziki klasörlerde tutulan sözleşmeler, gizlilik taahhütnameleri kaybolabiliyor veya sayfaları değiştirilebiliyor. Diyelim ki kural ihlali yapan bir şubenize fesih ihtarı veya ceza göndereceksiniz. Bunu kargoyla veya standart bir e-postayla gönderdiğinizde, karşı taraf mahkemede çok rahatlıkla 'Bana böyle bir evrak ulaşmadı' veya 'Gelen zarfın içinden o belge çıkmadı' diyebiliyor. Eğer KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) ve e-imza gibi dijital altyapılarınız yoksa, haklı olduğunuz bir davada bile aylarca, yıllarca bu bildirimleri ispatlamakla uğraşırsınız. İkinci büyük risk, 'Know-How' dediğimiz ticari sırların korunmasıdır. Franchise sisteminin kalbi nedir? O markanın özel reçeteleri ve iş yapış biçimidir. Siz operasyon el kitapçıklarını şubelere basılı kağıt olarak veya sıradan bir PDF dosyasıyla gönderirseniz, bunların fotokopiyle çoğaltılması veya rakiplere sızdırılması an meselesidir. Dijitalleşmiş bir markada ise bu bilgiler özel bir portaldadır; belgeyi kimin, hangi bilgisayardan, saat kaçta okuduğunu 'dijital ayak izi' (log) olarak kaydeder ve sızıntı anında mahkemeye kesin delil olarak sunarsınız. Kağıt dünyasında hırsızı bulmak imkansıza yakındır. Üçüncü sıraya denetim boşluğunu ve 'Müteselsil Sorumluluk' riskini koyarım. Marka sahibi olarak o tabelayı taşıyan şubenin hatalarından yeri geldiğinde siz de sorumlusunuz. Şubedeki bir işçinin iş sağlığı güvenliği eğitiminin süresi bittiyse veya ruhsat tarihi geçtikteyse ve bunu manuel dosyalardan takip ediyorsanız, insan hatasıyla mutlaka gözden kaçar. Şubede yaşanacak bir kaza ya da gıda zehirlenmesi durumunda, tüketici veya işçi doğrudan 'Tabela Sahibine', yani size dava açar. Akıllı uyarı sistemleri kurmayan ana markalar, alt şubenin küçük bir ihmali yüzünden milyonlarca liralık tazminatlara mahkûm olabiliyor. Bütün bunlara, fiziki çekmecelerde tutulan müşteri formlarından doğabilecek KVKK ihlallerini veya yavaş evrak trafiği yüzünden yasal cevap süresi kaçırılan tüketici şikayetlerini de eklerseniz, tablo çok daha netleşir. Özetle şunu söyleyebilirim: Bir franchise markası için günümüzde dijitalleşmemek, sadece 'çağın veya rakiplerin gerisinde kalmak' demek değildir; bir uyuşmazlık anında mahkemede elin kolun bağlanması, markanın hukuki kalkanlarını kendi elleriyle indirmesi demektir. Dijitalleşme artık bir lüks değil, en güçlü yasal sigortadır. Franchise markalarına tek bir hukuki tavsiyeniz nedir? Eğer tek bir altın kural söylemem gerekirse, bu kesinlikle şu olurdu: 'Dünyanın en iyi, en kusursuz franchise sözleşmesini hazırlatmış olabilirsiniz; ancak kriz anında haklılığınızı ispat edemiyorsanız, o sözleşme kâğıt üzerindeki mürekkepten ibarettir. Bu yüzden markanızın asla silinmeyecek dijital bir hukuki hafızasını kurun.' Bunu biraz açayım; franchise ilişkisi, aslında bir 'güven ve standartlar' ilişkisidir. Siz yıllarca emek verip bir marka değeri, bir 'know-how' yaratıyorsunuz ve bunu bir başkasına emanet ediyorsunuz. Mahkemeye gittiğinizde hâkim sizin markanızın ne kadar prestijli olduğuna veya sözleşmenizin ne kadar kalın olduğuna bakmaz. Hâkim şuna bakar: 'Şubenin kural ihlali yaptığını ispatlayabiliyor musun?' 'Uyarı ihtarını yasal yollarla (KEP veya noter aracılığıyla) gönderdin mi?' 'Reçeteni veya ticari sırrını çaldığını dijital log kayıtlarıyla ispatlayabiliyor musun?' İşte bu yüzden, tek tavsiyem; sözleşme imzalama anından (e-imza), günlük operasyon denetimlerine, fesih süreçlerinden personel eğitimlerine kadar her adımınızı 'ispatlanabilir ve geriye dönük izlenebilir' bir hukuki/dijital altyapıya oturtmalarıdır. “Söz uçar, yazı kalır” derdik; ama bugün “ispatlanamayan yazı da uçuyor.” Hukuki hafızasını dijital ve yasal güvencelerle (güvenli e-imza, KEP ve zaman damgası) koruma altına alan markalar, fırtınalı dönemlerde bile rotasını kaybetmeden yoluna devam eder; çünkü elindeki en büyük güç, doğru zamanda doğru delili sunabilmektir.

Türkiye Genelinde Yükselen Marka: Pizza Tomato’nun Hikayesi Haber

Türkiye Genelinde Yükselen Marka: Pizza Tomato’nun Hikayesi

Rekabette Güçlü Formül: Ar-Ge ve Zengin Ürün Yelpazesi Pizza Tomato, “Türkiye’yi Saran Lezzet” mottosuyla Türkiye’nin 7 bölgesinde yaygın bayilik ve distribütörlük ağıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Markanın elde ettiği başarının arkasındaki temel dinamikleri anlatan Genel Müdür İbrahim Yazgan, Pizza Tomato’nun yalnızca bir restoran zinciri olmadığını vurguluyor. Yazgan, markanın yaklaşımını şu sözlerle özetliyor: “Biz, lezzetin ötesine geçen; gıda güvenliği, izlenebilirlik ve yeni nesil hijyen standartları ile fark yaratan, aynı zamanda yüksek katma değer üreten bir yatırım ekosistemi inşa ediyoruz. Rekabet avantajımızın merkezinde güçlü Ar-Ge altyapımız ve geniş ürün çeşitliliğimiz yer alıyor. Günlük üretilen taze hamur ve özel reçeteyle hazırlanan domates sosumuzla öne çıkıyoruz. Ar-Ge ekibimiz sayesinde menümüzü sürekli geliştiriyor, tüketici beklentilerine hızla uyum sağlıyoruz.” 50’nin üzerinde üründen oluşan menüde pizzanın yanı sıra çıtır kaplamalı tavuk ürünleri, hamburgerler, tavada tavuk, makarna çeşitleri ve farklı lezzet alternatifleri yer alıyor. Bu esnek ve dinamik yapı, günün her saatinde satış potansiyeli yaratarak işletmelerin ciro sürekliliğini destekliyor. Gıda Ekonomisinde Yerli Güç ve Yatırım Avantajı Yerli üretim kabiliyeti ve inovasyon odaklı yönetim anlayışıyla gıda sektörünün dirençli yapısı içinde öne çıkan Pizza Tomato, yatırımcılara sunduğu avantajlarla dikkat çekiyor. İbrahim Yazgan, franchise modelinin güçlü yönlerini şu ifadelerle aktarıyor: “Bizim için en önemli kriterlerden biri yatırımın geri dönüş süresi. Ulaşılabilir bütçelerle sunduğumuz franchise sistemi, sektör ortalamasının altında maliyetlerle yüksek kârlılık sağlıyor. Yatırımcılarımız genellikle 12–18 ay gibi kısa bir sürede yatırımlarını geri kazanabiliyor. Anahtar teslim kurulumdan akademik eğitimlere, kesintisiz tedarik zincirinden reklam desteğine kadar sunduğumuz merkezi destekler, girişimcilerin risklerini minimuma indiriyor ve hızlı başarı elde etmelerine olanak tanıyor.” Her Lokasyon ve Bütçeye Uygun Konsept Seçenekleri Pizza Tomato, farklı yatırımcı profillerine hitap eden çoklu konsept modelleri ile öne çıkıyor. Bu esnek yapı sayesinde hem küçük metrekareli alanlar hem de yüksek hacimli lokasyonlar için çözümler sunuluyor. İbrahim Yazgan, konsept çeşitliliğini şu sözlerle anlatıyor: “Yatırımcılarımızın bütçesine ve bulunduğu lokasyona göre özel çözümler geliştiriyoruz. 50–60 metrekarelik alanlariçin paket servise odaklanan Express Konsept, düşük maliyetli girişler için ideal. 100–150 metrekarelik Restoran Konsepti ise aile sıcaklığı ve konforu ön planda tutan tam hizmet anlayışı sunuyor. AVM food-court alanlarındaverimliliği artıran AVM Konsepti’ni tercih ederken, 150–200 metrekarelik Cafe-Restoran Konsepti ile pizza lezzetini dünya kahveleriyle buluşturuyor, özellikle genç nüfusun yoğun olduğu bölgelerde güçlü talep görüyoruz.” “2026’da %45 ve Üzeri Büyüme Hedefliyoruz” 81 ile yayılma vizyonunu benimseyen Pizza Tomato, dijitalleşme ve yeni nesil işletme modelleri ile 2026 yılında sektörün en güvenilir yatırım markalarından biri olmayı hedefliyor. Genel Müdür İbrahim Yazgan, önümüzdeki döneme dair hedefleri şöyle paylaşıyor: “1999’dan bu yana operasyonel mükemmelliği yerel tatlarla harmanlayan Pizza Tomato, bugün yalnızca bir gıda markası değil; verimlilik odaklı güçlü bir yatırım modeli olarak konumlanıyor. Dijital dönüşüm ve yenilikçi konseptlerle 2026 yılında sektörün en güvenli yatırım limanlarından biri olmayı amaçlıyoruz. Önümüzdeki yıl için büyüme hedefimizi daha da yukarı taşıdık: %45 ve üzeri büyüme öngörüyoruz. Bu hedef, sadece şube sayısındaki artışla değil; verimlilik, sürdürülebilirlik ve inovasyon odaklı yönetim anlayışıyla desteklenecek.”

Zeynep Yarımca, Türkiye’nin 100 Kadın Girişimcisi Arasında Yer Aldı Haber

Zeynep Yarımca, Türkiye’nin 100 Kadın Girişimcisi Arasında Yer Aldı

Türkiye’de kadın girişimciliğini desteklemeye yönelik yürütülen en kapsamlı programlardan biri olan Halkbank Üreten Kadınlar Projesi kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda, Çorumlu girişimci Zeynep Yarımca, Türkiye genelinde belirlenen 100 kadın girişimci arasında yer aldı. Halkbank tarafından yürütülen Üreten Kadınlar Yarışması’na Türkiye’nin dört bir yanından 4.000’in üzerinde kadın girişimci başvurdu. Çok aşamalı değerlendirme sürecinde; girişimlerin yenilikçi yönleri, sürdürülebilir iş modelleri, finansal yapı, markalaşma kapasitesi, dijitalleşme düzeyi ve ekonomik-sosyal etki potansiyeli gibi kriterler esas alındı. Yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda Zeynep Yarımca, iş modeli ve vizyoner yaklaşımıyla öne çıkan 100 kadın girişimci arasında yer alma başarısı gösterdi. Girişimcilik yolculuğunu Çorum’da kurduğu ve yönettiği HEPA markasıyla sürdüren Zeynep Yarımca, özellikle kahve sektöründe geliştirdiği yenilikçi ürün ve uygulamalarla dikkat çekiyor. HEPA markası; ürün kalitesi, marka konumlandırması ve tüketici odaklı yaklaşımıyla yerel ölçekte başlayan yolculuğunu ulusal pazara taşıma hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Zeynep Yarımca’nın liderliğinde HEPA, klasik kafe işletmeciliğinin ötesine geçerek ürün geliştirme, markalaşma ve sürdürülebilir büyüme odağında şekillenen bir iş modeli ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, kadın girişimciliğinin yalnızca işletme açmakla sınırlı olmadığını; aynı zamanda stratejik planlama, kurumsallaşma ve uzun vadeli vizyon gerektirdiğini gösteren örnekler arasında değerlendiriliyor. Seçilen 100 kadın girişimci, program kapsamında İstanbul’da düzenlenen Halkbank Üreten Kadınlar Master Class Eğitim Programı’na katılma hakkı kazandı. Eğitimlerde; marka yönetimi, dijital pazarlama, e-ticaret, finansal okuryazarlık, liderlik, etik yapay zekâ kullanımı ve iş ağları oluşturma gibi başlıklarda kapsamlı içerikler sunuldu. Programın temel hedefi, kadın girişimcilerin işlerini ölçeklendirebilecek bilgi ve yetkinliklerle donatılması olarak ifade edildi. Zeynep Yarımca, girişimcilik faaliyetlerinin yanı sıra TOBB Çorum Kadın Girişimciler İcra Kurulu Başkanı olarak da kadın girişimciliğinin gelişimine yönelik çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda kadın girişimcilere yönelik eğitim, mentorluk ve farkındalık projelerinde aktif rol alıyor. Zeynep Yarımca’nın Türkiye’nin 100 Kadın Girişimcisi arasında yer alması; hem HEPA markasının ulusal ölçekte görünürlüğünü artıran hem de Çorum’dan çıkan kadın girişimcilik potansiyelini ortaya koyan önemli bir başarı olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, kadın girişimciliğinin güçlenmesi ve sürdürülebilir iş modellerinin yaygınlaşması açısından da dikkat çekici bir örnek niteliği taşıyor.

Franchising 100: 4 bin 755 şube açmayı hedefliyorlar, koşulları ne? Haber

Franchising 100: 4 bin 755 şube açmayı hedefliyorlar, koşulları ne?

Türkiye’de Franchise Ekosistemi Hızlanıyor Medya Franchise tarafından yapılan kapsamlı araştırmaya göre, Türkiye franchise pazarı önümüzdeki yıllarda güçlü bir büyüme ivmesi yakalayacak. Mevcut veriler ve yatırım eğilimleri dikkate alındığında, 2026 yılında ekosistemin toplam ticaret hacminin 60 milyar doları aşması bekleniyor. Aynı dönemde franchise işletme sayısının yaklaşık 60 bine, bu işletmelerde çalışan sayısının ise 450 bine ulaşacağı öngörülüyor. Araştırma kapsamında görüşülen markaların planları dikkat çekici. Franchise veren ilk 100 şirket, 2026 sonuna kadar toplam 4 bin 775 yeni şube açmayı hedefliyor. Yeni yatırımlarda özellikle hızlı servis restoranları, kahve zincirleri, sağlıklı yaşam, spor ve deneyim odaklı konseptler öne çıkıyor. Franchise Modeli Neden Güçleniyor? Pandemi sonrası değişen tüketici davranışları, dijitalleşmenin hız kazanması ve yatırımcıların daha kontrollü büyüme modellerine yönelmesi, franchise sistemini her ölçekteki marka için cazip hale getirdi. Artık yalnızca büyük zincirler değil, orta ölçekli işletmeler de büyüme stratejilerinin merkezine franchise modelini koyuyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 3 bin 700 yerli ve yabancı marka franchise sistemiyle faaliyet gösteriyor. Bu markaların yaklaşık yüzde 30’u yurt dışına açılarak hem marka bilinirliğini artırıyor hem de ülke ekonomisine ihracat katkısı sağlıyor. Franchise modeliyle faaliyet gösteren işletme sayısı 50 bini aşarken, doğrudan istihdam edilen kişi sayısı 300 binin üzerine çıkmış durumda. Ekosistemin yıllık ticaret hacmi ise 55 milyar dolara yaklaşmış bulunuyor. 2025 ve Sonrası İçin Beklentiler Araştırmaya göre mevcut ekonomik koşullar ve girişimcilik trendleri sürdürülebilir şekilde devam ederse, 2025 sonunda franchise pazarında işletme sayısının 55 bine, istihdamın 400 bine ve ticaret hacminin 55 milyar dolara ulaşması bekleniyor. 2026 itibarıyla ise Türkiye’nin yalnızca iç pazarda değil, çevre ülkeler için de bir franchise merkezi haline gelmesi öngörülüyor. Genç Nesil ve Deneyim Odaklı Markalar Medya Franchise analizine göre, genç kuşak artık yalnızca ürün değil; deneyim, hız ve dijital kolaylık arıyor. Bu nedenle hem fiziksel mağazada hem de dijital kanallarda güçlü olan markalar daha hızlı büyüyor. Özellikle teknolojiyle desteklenen hibrit iş modelleri, önümüzdeki dönemin kazananları arasında gösteriliyor. En Hızlı Büyüyen Alanlar Gıda sektörü franchise sisteminin lokomotifi olmaya devam ederken, sağlıklı beslenme, vegan–vejetaryen konseptler, kahve zincirleri ve pratik atıştırmalık markaları öne çıkıyor. Bunun yanı sıra eğitim teknolojileri, kişisel bakım, sağlık & wellness, lojistik, temizlik-hijyen ve e-ticaret destek hizmetleri de franchise yatırımlarında hızlı büyüyen alanlar arasında yer alıyor. AVM’ler ve Deneyim Ekonomisi Araştırma, alışveriş merkezlerinde yeme-içme alanlarının toplam kiralanabilir alan içindeki payının yüzde 25’i aştığını ortaya koyuyor. AVM’ler artık yalnızca alışveriş noktası değil; sosyalleşme, eğlence ve deneyim merkezleri olarak konumlanıyor. Ancak uzmanlar, yeme-içme alanlarındaki hızlı büyümenin dengeli yönetilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik Yapay zeka destekli uygulamalar, kişiselleştirilmiş kampanyalar ve veri odaklı mağaza planlamaları AVM’lerde ve franchise zincirlerinde giderek yaygınlaşıyor. Aynı zamanda enerji verimliliği, yeşil bina uygulamaları ve sürdürülebilir operasyonlar hem maliyet avantajı sağlıyor hem de markaların çevresel duyarlılığını güçlendiriyor. Sonuç: Medya Franchise Araştırması’na göre, önümüzdeki beş yıl franchise sektörü için “altın dönem” niteliği taşıyor. Doğru fizibilite, şeffaf kârlılık yapısı, güçlü operasyon ve dijital entegrasyon sağlayan markalar; hem Türkiye’de hem de yurt dışında hızlı ve sürdürülebilir büyüme yakalayacak.

Yeni Europcar Norveç modeli’ 4 adımla hayata geçiyor Haber

Yeni Europcar Norveç modeli’ 4 adımla hayata geçiyor

Avrupa’da ve global ölçekte “en iyi araç kiralama markası” seçilen Europcar, Norveç pazarının temsilini geçtiğimiz aylarda; 23 yıldır markanın Türkiye’de franchise haklarına sahip olan Faz Oto Kiralama A.Ş.’ye devretti. Bu stratejik dönüşüm sürecinin liderliği, Türkiye’deki başarılı görevleriyle öne çıkan Anıl Serkan Aksakal’a emanet edildi. Aksakal, ‘Yeni Europcar Norveç Modeli’ ile düşük maliyet, yüksek kalite stratejisine odaklanacaklarını söyledi. Europcar’ın Norveç operasyonlarının yeniden yapılandırılması sürecinde kritik bir atama gerçekleştirildi. Otomotiv sektöründe 25 yılı aşkın süredir uluslararası deneyime sahip Anıl Serkan Aksakal, 01 Aralık 2025 itibarıyla Europcar Norveç Genel Müdürü olarak göreve başladı. Kısa ve uzun dönem araç kiralama alanlarında üst düzey yöneticilik tecrübesine sahip olan ve son üç yıldır sırasıyla Goldcar ve Europcar Türkiye Ülke Direktörü olarak görev yapan Aksakal, Norveç pazarındaki ‘yüksek maliyet’ sorununa dikkat çekerek dönüşüm sürecini ‘Yeni Europcar Norveç Modeli’ ile 4 adımda gerçekleştireceklerini vurguladı. Yeni Europcar Norveç Modeli’nin sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve premium müşteri deneyimi odaklı bir iş yaklaşımını merkeze aldığını aktaran Anıl Serkan Aksakal: ‘’Europcar Norveç’te 4 temel üzerine yeni bir sistem inşa edilecek. Faz Oto Kiralama A.Ş, Norveç’te franchise ağını güçlendirmeye odaklanırken; havalimanı odaklı “Meet & Greet” operasyon modelini sağlayacak, düşük sabit maliyet ile yüksek hizmet kalitesi dengesini kuracak; havalimanından kiralama ve hizmet noktasında öne çıkan bir çalışma olacak, rekabetçi fiyatlama ile erişilebilir premium marka konumlandırması yapacak ve güçlü dijital altyapıyla ‘direkt nihai müşteriye ulaşma’ satış stratejisini hayata geçireceğiz’’ yorumunda bulundu. Aşamalı büyüme planı Aksakal’ın liderliğinde Europcar Norveç’in, Oslo Gardermoen ve Tromsø başta olmak üzere ülke genelinde aşamalı bir büyüme planı ile yeniden konumlandırılacak. 2 yıllık projeksiyonda ülkede önce bin 500 araca ardından toplam 20 operasyonel nokta ile 2 bin 500 araca ulaşılması hedefleniyor. Bu sayede pazar hedeflerini yüzde 16 olarak açıklayan Aksakal, “Europcar Norveç’in ülkede yeniden yapılandırılması kapsamında temel hedefimizi; küresel marka gücünü, Türkiye’de kanıtlanmış operasyonel başarıyla birleştirerek Norveç’te teknoloji odaklı, müşteri merkezli ve sürdürülebilir bir premium araç kiralama operasyonu kurmak olarak ifade edebiliriz. Arkamızda yıllardır başarıyla sürdürdüğümüz bir marka temsili ve güçlü tüketici talebi var” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.